Doç. Dr. Serkan Özel

Uzaktan ölçme ve değerlendirme yapılır mı?

29 Ocak 2021
Uzun zamandır öğrencilere not verilip verilmemesi veya nasıl not verileceği tartışılıyor. Farklı görüşler ve çeşitli çözümler var elbette. Asıl sorun, problemin merkezinin ne olduğundan kaynaklanıyor.

Neyi, neden ölçmeye ve değerlendirmeye ihtiyacı duyuyoruz?

Bu sorunun da çeşitli cevapları var. Ancak, bugün öğrencilere nasıl not verileceği tartışmasının temelinde bu soru yatmıyor. Tartışma, uzaktan eğitim vermek durumunda kaldığımız öğrencilere onlar gözümüzün önünde değilken nasıl onların kopya çekmediklerinden emin olacağız sorusu. Kopya meselesi, ölçme-değerlendirmenin ilgilendiği konulardan birisi. Evet! Sadece, ilgilendiği konulardan birisi. Bu konu tartışılırken normal(!) zamanlarda “kopya” ismi ile duymadığımız bu kavram aslında değerlendirilen kişinin değerlendirilmeye tabi tutulduğu konu ile ilgili gösterdiği performansın kendisine ait olup olmadığıdır.

Değerlendirmeye tabi tutulduğu konu, bilgi sorgulaması, beceri paylaşılması, performans sunumu vb. gibi çeşitlilikte olabilirken kendisine ait olan bilgi, düşünce olabileceği gibi sınava tutulan kişi olup olmadığı da olabilir. Yani, konu çok boyutlu iken bugün aranan cevap boyutsuz. Geometride boyutsuz olan ve her şeyin onun üzerine inşa edildiği nokta gibi yani. Noktanın tanımına bakarsanız “boyutu olmayan tanımsız nesne” diye bir tanım görebilirsiniz. Boyutu yok, tanımsız ama aklınıza gelecek bütün geometri kavramları yokluğun bir araya gelip varlığı oluşturması üzerine kurulu. Neyse, konumuza geri dönelim. Elhasıl! Öğrenciye ne not vereceğimiz de nokta gibi boyutsuz ve bence bir o kadar da tanımsız ama bütün sistem onun üzerine inşa edilmiş.

Kavramlar, kültürleri yansıtır diye okumuştum. Bu sebeple, bir konuyu incelerken sözlükte bu kavramı nasıl ele aldığımızı merak ederim. Dersin Güncel Türkçe Sözlük’teki tanımına baktım. Dört tanım var.

(1) Öğretmenin öğrenciye belirli bir sürede verdiği bilgi

(2) Bu bilgi aktarımı için ayrılan süre

(3) Öğrencinin öğrenmek zorunda olduğu bilgi

Yazının Devamını Oku

Hangi mesajlaşma uygulaması en güvenli?

15 Ocak 2021
Aşağıdaki ekran görüntülerini bugün kendi telefonumdan aldım. Uygulamaların gizlilik sözleşmelerinin detayları için uygulama geliştiricilerinin sayfalarına bakmak gerekir. Ancak, telefonunuzun uygulamalar ekranında hangi verilerinizi kullandıkları ile ilgili özet bilgilere ulaşabilirsiniz.

Bu bilgilere dikkat ederek hangi uygulamayı kullanmak isteyeceğinize karar verebilirsiniz. Bununla birlikte, bugünkü yazımda size bu konu gündeme gelmeden önce yazdığım yazılardan örnekler vererek bu konuya nasıl yaklaşmanız gerektiğine dair naçizane ipuçları sunmaya çalıştım.

20 Kasım 2020 tarihinde “Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Sosyal Medya Paylaşımları” başlıklı yazı yazmıştım. O gün “Çocuk Hakları” günüydü ve sosyal medya paylaşımlarını çocuklar üzerinden ele almıştım. O yazımdaki vurguda bulunduğum nokta kendi çocuklarımızın haklarını gözetmeden onlar hakkında yaptığımız paylaşımlarla onlara zarar verebileceğimiz yönündeydi. Ve yazımı “Paylaş butonuna basmadan önce bir kere daha düşünün!” diye bitirmiştim.
Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

2 Ekim 2020 tarihinde “Dijital vatandaş mahremiyetini ve kişisel haklarını nasıl korur?” başlıklı yazımda daha geniş bir açıdan kişisel haklar üzerine düşünce ve önerilerimi paylaşmıştım. O gün sizlere “kullandığınız uygulamaların nerede, ne zaman, ne kadar süre ile kullanıldığı gibi birçok veri bir araya geldiğinde sizin davranışlarınıza dair çıkarımlar yapma imkanı” tanıdığını söylemiştim ve örnekler vermiştim. Kısmi de olsa korunma yöntemlerinden birisini paylaşmıştım. Google ve YouTube’un açık rıza alınması gerekliliğini yok saymalarından dolayı 4 Eylül 2019 tarihinde 170 milyon dolarlık cezaya çarptırıldıklarını anlatmıştım. Araştırma tabanlı olarak ortaya çıkmış tamamen ücretsiz ortak bir çalışmanın ürünü olan AppCensus AppSearch (https://search.appcensus.io) sayfasını önermiştim. “Android tabanlı ücretsiz uygulamaların analiz edilip kişiye özel bilgilerin farklı uygulamalarla veya üçüncü kişilerle paylaşılma durumlarını” raporladıklarından bahsetmiştim. O günden bugüne veri tabanın 270 yeni uygulama daha eklenmiş.

Yazının Devamını Oku

Hiss-i Kabl-el Vuku

8 Ocak 2021
Elinizde kime ait olduğunu bilmediğiniz bir metin olduğunu düşünün. Bu metnin yazarının kim olduğunu nasıl belirlersiniz? Bu soruya cevap bulmak için çeşitli yöntemler var. Bunlardan en sık kullandığımız, henüz nasıl çalıştığına tam hâkim olamadığımız insan beynidir. Bir paragraf okursunuz ve dersiniz ki bunu benim en sevdiğim şu yazar yazmış; bu kıta şu meşhur şaire ait. Peki nereden biliyoruz? Aslında cevabını çoğu zaman tam bilmiyoruz ama okuduğumuz yazarların ve şairlerin tarzları hakkında bir fikrimiz vardır. Kelime tercihleri bile bazen bir eserin kime ait olduğu hakkında fikir verebilir.

Hiss-i Kabl-el Vuku – Bir şeyi vukuundan (olmadan) önce hissetmek. Kısaca, önsezi.

Önsezi, tam olarak nasıl çalıştığını bilmediğimiz algoritmamız aslında. Yıllar içerisinde biriktirdiğimiz bilgileri kullanarak yaptığımız bir tahmin. Bu tahmin, bilgiye dayalı bir tahmin. Bu yüzden doğruluk oranı daha yüksek oluyor.

Olasılıksal metin analizi

Bizim, tahmin için kullandığımız hissikablelvukunun olasılık teorisi ile işlenmiş haline olasılıksal metin analizi diyoruz. Bu analiz yöntemi ile yazarını bilmediğimiz metinlerin yazarlarını çok yüksek doğruluk oranları ile tahmin edebiliyoruz. Bu algoritma, kelime sarısını yok saydığımızda Türkçe’de herhangi bir kelimenin kullanılma olasılığını hesaba katıyor. Örneğin, “aynen” kelimesinin kullanılma olasılığı “bilakis” kelimesinin kullanılma olasılığından fazladır. Ama aynı kelimeleri, örneğin, 50 yaş üstü kişilerin kullanma olasılığı dediğimizde olasılıklar yer değiştirir. Elbette sistem, burada bahsettiğim gibi farazi olasılıklar ile çalışmıyor.

Sistemin çok basit açıklaması şöyle. Bir yazara ait metinlerde kullandığı kelimelerin olasılıklarını hesapladıktan sonra Bayes teoremini kullanarak bu kelimeleri kullanan yazarı tahmin edebiliyoruz.

1787 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde Federalistler, yeni anayasanın onaylanmasını destekleyen yazıları kaleme almışlar ama çekindikleri için isimlerini gizli tutarlar. Aslında isimlerini hiçbir zaman açıklamamalarına rağmen bu yazıların Alexander Hamilton ve arkadaşları tarafından yazıldığı söylenir. Bu yazıların, Alexander Hamilton ve arkadaşları tarafından yazıldığını düşünenler, onlara ait isimlerini vererek yazdıkları diğer yazılardaki kelimelerin olasılıksal analizleri ile Federalist yazıların olasılıksal analizleri karşılaştırıldığında çok yüksek orandaki eşleşmeden dolayı Alexander Hamilton ve arkadaşlarının Federalistler olduğu söylenmeye başlanmıştır.

Peki! Bu bizim işimize nerelerde yarar. Aynı analiz yöntemi, e-posta kutunuzdaki istenmeyen e-postaların (spam) belirlenmesinde kullanılıyor. Gönderilen e-postaların %45’i istenmeyen e-postalardan oluşuyor. Bir başka ifadeyle, neredeyse gelen her iki e-postadan birisi istenmeyen. Bu durum da, filtreleme işini daha da zorlaştırıyor. Yeni gelen her e-posta için e-postadaki kelimelerin istenmeyen e-postaya benzeyip benzemediği inceleniyor. Bu şekilde, e-postalarımıza gelen istenmeyen e-postaları çok daha iyi filtreleme şansımız oluyor.

Bahsettiğimiz algoritmalar geliştirilerek, yenileri üretilerek farklı alanlarda kullanıp hayatımızı kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Buna bir başka örnek ise, içerik benzerlik tespit algoritmalarıdır. Bu algoritmalar, yazılan bir metnin başka metinlerle benzerlik oranlarını hesaplayıp, hangi kısımlarının başka metinlerden alındığını ortaya koymak üzere programlanmıştır. Akademide, çok yoğun bir şekilde kullandığımız programlar ile intihallerin (akademik hırsızlık) ortaya çıkartılması sağlanıyor. Akademisyenler olarak, bu yazılımları bir öğretim aracı olarak kullanırız. Önsezilerimizi, resmi hale getirip olası intihalleri önceden (kabl-el) belirleyip yayınlamadan (vukuu) hissetmemize (hiss-i) imkân tanıyor. TÜBİTAK, bu alanda en çok kullanılan yazılımı bütün üniversitelere erişim imkanı tanıyarak önemli bir hizmette bulunmuştur.

Yazının Devamını Oku

Yapay zekayı nasıl daha iyi tanıyabiliriz?

25 Aralık 2020
Hayatlarımıza yeni şekiller veren yapay zekayı nasıl öğrenebiliriz ve öğretebiliriz?

Bugün size yapay zekayı öğretmek ve öğrenmek için MIT (Massachusetts Institute of Technology) Medya Laboratuvarında çalışan Doç. Dr. Cynthia Breazeal ve ekibi tarafından hazırlanmış etkinliklerin olduğu bir web sayfasından (aieducation.mit.edu) bahsedeceğim. Bu web sayfası, MIT Open Learning, MIT Media Lab, MIT Stephen A. Schwarzman College of Computing ve J-WEL ortaklığı ile oluşturulmuştur.   

Ekibin hazırladığı etkinlikler okul öncesi öğrencilerinden lise öğrencilerine kadar bir yelpazede çeşitlilikte sunulmaktadır. Hazırlanan etkinlikler hem öğrencilere, hem ailelere hem de eğitimcilere hitap edecek şekilde tasarlandığı için okulların uzaktan gerçekleştiği bu dönemde ailelerin ve eğitimcilerin ihtiyacı olan bir açığı da kapatacak nitelikte bir içerik. Uzun zamandır MIT Medya Laboratuvarı’nın çalışmalarını takip eden birisi olarak kaliteli bir içerik tasarlandığını söyleyebilirim. Programlama dilinin öğretilmesini değiştiren blok kodlama dilinin üretildiği yer de burası. Bir çoğunuzun aşina olduğu Scratch programından bahsediyorum. Bu arada, Scratch ekibi de programın etkili kullanılması için senkron ve asenkron içerikler sunuyorlar. En güzel tarafı içerikleri Türkçe dahil olmak üzere birçok dilde sunuluyor. Yakın zamanda bir kısmına katılabildiğim bu çalışma grubunda Türkiye’den değerli eğitimcilerle bir araya gelme fırsatı da buldum. Ana çalışma grubundaki buluşmalar İngilizce olarak devam etse de küçük grup çalışmaları ülkeler bazında ayrıldığı için istenilen dilde çalışmaya devam etme imkânı bulabiliyorsunuz. Bu açıdan hem bu programı öğrenmek isteyenler hem de öğretmek isteyenler için işin merkezinden dinamik bir ekip ile birlikte çalışma bulabileceğiniz fırsatları değerlendirmenizi öneririm. 

Tekrar yeni üretilen yapay zekâ projesine dönecek olursak, henüz bu içeriğin sadece İngilizce olduğunu belirtmem gerekir. Ekip, ürettikleri içerikleri öğrenciler, eğitimciler ve aileler tarafından kullanılması için açık bir şekilde sunmakta. Bununla birlikte, bu içeriklerin çevrilmesine de müsaade etmekte – çeviri yapanlardan ekibe haber vermelerini istiyorlar sadece. Dolayısıyla, bu yeni içeriğin de yakın bir zamanda farklı dillere çevrileceğini düşünüyorum. Otomatik çeviri sistemlerinin eskisine göre çok daha iyi çeviriler yaptıkları düşünülecek olursa mevcut halinin de çok faydalı olacağına inanıyorum. 

Bu içeriklerdeki ilk hedefin, A-12 seviyesinde bir farkındalık geliştirmek olduğunu söyleyebiliriz. Hesaplamalı düşünme, 21. yüzyıl için kabul edilen yeni okur-yazarlıklardan birisi. Yapay zekâ da önemli FeTeMM becerilerinden birisi olarak küresel anlamda kabul görmekte. Bundan dolayı, bu becerilerin kazandırılması için içerikler tasarlanıp geliştiriliyor. Öğretim materyalleri, proje uygulama rehberleri, ölçme-değerlendirme araçları geliştirilmeye devam eden içerikkler arasında. Projenin bir diğer hedefinin ise, meslek okulu öğrencileri ve yetişkinler olduğu belirtilmiş. Her ne kadar kendi sayfalarında meslek okulu öğrencileri şeklinde ifade edilmiş olsa da genel amaç öğrencilere ve yetişkinlere yeni kariyer imkanları sunmak üzere yapay zekâ öğretilmesi olarak sunulmuştur. Mesleklerin geleceğinin dinamik olduğu düşünüldüğünde her bireyin kendisini yeni becerilerle donatması oldukça önemli hale gelmekte. Yapay zekâ, popüler olmasının ötesinde hayatımızın her alanında çok ciddi uygulamaları hayata geçirdiği için önemli. Bu içerik de bu açıdan düşünüldüğünde değerli bir kaynak. Proje lideri Doç. Dr. Cynthia Breazeal, projelerini şu ifadelerle tanımlıyor: 

“MIT, Seymour Papert ile birlikte yapılandırmacı yaklaşımın doğum yeri ve yapay zekanın beşiğidir. Scratch ve App Inventor gibi son derece başarılı platformlarla çocukların hesaplamalı düşünmeyi öğrenmeleri konusunda devrim yarattık. Şimdi, bu zengin geleneği ve derin uzmanlığı, yapay zekâ okur-yazarı bir toplum yaratmak ve güçlendirmek için kullanıyoruz.” 

Bu içeriklerin hedef kitlesi sadece yapay zekâ alanında uzman olmak isteyen bireyler değil. Hangi alanda uzmanlaşırsanız uzmanlaşın, bu içerikler yapay zekâ konusunda bilgi kazandırmasının ötesinde farklı bakış açıları geliştirmeye de imkân tanıyacaktır. Dolayısıyla, bu içerikleri sadece teknolojik bir yeniliği öğrenmek olarak görmemek gerekiyor. Hangi alanda olursanız olun yapay zekanın nasıl çalıştığını bilmek size hem mesleğinizle ilgili hem de genel kültür anlamında katkı sunacaktır. 

2020 tüm dünya için zor geçen bir yıl oldu. 2020 defterini kapatmak için sayılı günlerimizin kaldığı şu zamanlarda COVID-19 aşılarının onay aldıkları duymak ümit verici. Ancak, uzmanları dinlediğimizde 2021 yaz aylarına kadar temkinli olmaya devam etmemiz gerektiğini düşünecek olursak, hayatımızdaki mesafeleri bir müddet daha devam ettirmemiz gerekecek. 

Yazının Devamını Oku

Corona ile sınav verirken sınav yapmak!

11 Aralık 2020
Eski, güzel günlerde sınav verirken her şey çok güzeldi! Birinci sınav, ikinci sınav, ara sınav, final sınavı ve benzeri adlarla bir dönem içerisinde her dersten sınav verip öğrencileri notlandırabiliyorduk. Öğrencilerin kopya çekmesini yüksek oranda kontrol altında tutabiliyor, sınav esnasında ne yaptıklarını gözlemleyebiliyorduk.

“İstediğimiz sorudan başlayabilir miyiz?” 

Bu soru, öğretmenlerin kulaklarında yer etmiş sorulardandır. Cevabı genelde olumlu olan bu sorunun yanıtı bugünlerde değişmeye başladı. Malum, COVID-19 virüsü, öğretmen ile öğrencileri birbirinden ayrı yerlere taşıdı. Artık öğrenciler yan sıradaki arkadaşının kağıdına bakamıyor belki ama öğretmende aynı anda bütün sınıfı gözlemleyemiyor. Bu gözlemler, sadece kopya çekmenin önüne geçmek için kullanılmıyor elbette. Sınav soruları ile mücadele eden öğrenciler, aslında öğretmenlerine sorulara verdikleri cevabın ötesinde de bilgi veriyorlar. Öğrencinin sınav esnasındaki kâğıt ile ilişkisi, mimikleri, kalem çevirmesi ve benzeri hareketleri öğrencinin sınava ne kadar hazır olduğu, sorulara hakimiyeti, nerelerde takıldığı gibi konularda da ipuçları sunuyordu. Ama artık bu ipuçlarının bir kısmına erişimimiz yok. 

Uzaktan eğitim sürecinde sınavların da eski usul devam etmesi ile birlikte teknolojinin nimetlerinden faydalanmak da kaçınılmaz oldu! Yine eski usul hazırlanan soruların yeni ortamda nasıl verileceği sorunu ortaya çıktı. Aslında bu soruyu bugün soran çok kişi var ama bu soru bazılarımız için hep var olan bir soruydu ve cevaplar zaten aranıyordu. 

Eski köye yeni adet 

Sınavlar eskisi gibi hazırlandığı için öğrencilerin yanındaki arkadaşının kağıdına bakmaması da gerekiyordu. Ama yeni sorun “yanındaki arkadaş” kavramı değişmesiydi. 

Sağım, solum, önüm, arkam sobe… 

Yanındaki arkadaşı kavramı artık herhangi bir iletişim aracı ile ulaşabileceği herkesi temsil ediyor. Dolayısıyla, sınıfın da ötesinde bir kavram haline geldi. Çözüm olarak, sınav sorularının belirli bir sırada ve sınırlı bir sürede cevaplanması öğrencilerin karşısına çıktı. Sınıf yönetim sislerim içerisindeki sınav araçları ile bu tarz sınavlar hazırlamak çok kolay ama bu durumdan şikayetçi olan öğrencilerin sayısı da az değil. Diyebilirsiniz ki her durumdan şikâyet eden birileri olacaktır. Haklısınız. Ama bir şikâyet varsa buna kulak vermek ve haklılık payını irdelemek de gerekir. 

Bu çözümdeki temel sorun, herkesin her soruya eşit süre ayırarak çözmesini beklemek ve istenilen sorudan başlanması değişkenin ortadan kaldırılması. Eskiden olduğu gibi bir sorudan kazandığınız zamanı diğer bir soruda kullanma şansınız artık yok. “Hocam bir saniye!” diyemiyorsunuz. Zaman dolduğu anda soru değişiveriyor. Çoğumuzun yaptığı gibi, bazı sınavların özellikle tasarlandığı gibi kolay sorularla başlamak da herkes için mümkün olmuyor. Çünkü, her sorunun zorluğu kişiye göre değişiklik gösterebiliyor. 

Yazının Devamını Oku

Uzaktan eğitim ve yaşanan sorunlar

4 Aralık 2020
Salgının artması ile birlikte eğitimin uzaktan devam etmesi ile birlikte yaşanan problemler de daha görünür olmaya devam ediyor. Öğrencilerin, bu konudaki seslerini duyurmak adına onların sosyal medya paylaşımlarından bazılarını ortaya koyarak bazı çözüm önerilerini değerlendirmek istedim.

Farklı yaş gruplarından benzer şikayetler gelirken aslında bu sorun hem öğrenci hem öğretmenler hem de öğretim elemanları için geçerli. 

“…günün yarısından fazlasında ekrana bakmak zorunda kalıyoruz…” 

Ekran başında geçen süreler eğitimin tamamen çevrimiçine geçmesi ile birlikte oldukça artış gösterdi. Sınıfta geçirilecek etkileşimli zamanlar ekran karşısında geçirilen saatlere dönüştü. Bu saatler dışında ekran başında geçirilen süreleri de göz önünde bulundurursak günün önemli bir kısmı ekrana bakmak zorunda kalınmakta. Ekrana uzun süre bakmakla karşılaşılan problemlerin başında göz rahatsızlıkları geliyor. Bunun iki temel sebebi var: göz hareketlerinin uzun süre sabitlenmesi, göz kırpmanın azalması ve maruz kalınan mavi ışık. 

Bilgisayar başında uzun süre çalışan kişilere salgın öncesinde de önerilen gözün belirli aralıklarla uzağa bakmasının sağlanması, göz kırpmayı hatırlatacak uyaranların bulunması bugün için de geçerli çözüm önerilerinden bazıları. Ekranlardan yayılan mavi ışık ise uzun süreli maruz kalındığında zararını artıran bir dalga boyuna sahip. Enerjisi seviyesi yüksek olan mavi ışık gözler için yorucu bir ışık türü. Her ne kadar yüksek enerjiye sahip mavi ışık günün erken vakitlerinde vücudumuzdaki enzimleri harekete geçirip melatonin seviyesini düşürerek bizi uyandırıcı bir etkiye sahip olsa da hem uzun süreli maruz kalmak hem de akşam vakitlerinde maruz kalmak enzimlerin salınmasını ve uyku düzenini olumsuz etkilemektedir. 

Not: Görsel, Uluslararası Astronomi Birliği Astronomi Bilim-Toplum Ofisi tarafından hazırlanmış broşürün Türk Astronomi Derneği tarafından Türkçeleştirilmiş halinden alınmıştır. 

Cep telefonları, tabletler, televizyonlar ve bilgisayarlarda kullanılan LED’lerden saçılan da bu mavi ışık. Hem telefonlarda hem de bilgisayarlarda ekrandan yayılan ışık rengi ayarlanabiliyor. Bu ayarlar saate bağlı olarak otomatik olarak gerçekleşebileceği gibi manuel olarak da ayarlanabiliyor. Ayrıca, mavi ışık etkisinden daha az etkilenmek için mavi ışık filtreli gözlükler de mevcut. Kendi gözlüklerimi alırken öneri doğrultusunda her iki gözlüğüme de mavi ışık filtresi ekletmiştim. Mavi ışık etkisini azaltmak için Uluslararası Astronomi Birliği, sokak aydınlatmalarından da 4000K LED ışıklar yerine Kehribar LED ışık kullanımını önermekte. 

“…oturduğum yerden 6 saat ders dinleyince ders adına başka hiçbir şey yapasım gelmiyor.” 

Yazının Devamını Oku

Çocuk Hakları Sözleşmesi ve sosyal medya paylaşımları

20 Kasım 2020
20 Kasım 1989 – Çocuk Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildi. Bugün, “Çocuk Hakları” günü. Çocuklarımızın haklarının güvence altına alındığı gün. Bu sözleşme, çocuklarımızın haklarını onları en çok seven bizlerden de koruyor. Tehlike bazen en yakınlarınızdan ve bir kötü niyet olmadan da gelebiliyor.

18 yaşının altındaki her birey “çocuk” olarak tanımlanıyor. Çocuk hakları sözleşmesinin, çocuklar için hazırlanmış şekline buradan ulaşabilirsiniz. Çocuklarımızın okuma listesine ekleyeceğimiz bir kaynak olsun bu. Bugün kendi haklarını öğrenen ve savunan bir çocuk, yarın herkesin hakkını, hukukunu koruyan bir yetişkin olma ihtimali daha yüksektir. 

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin kabulü vesilesi ile sosyal medyada çocuklar hakkında yapılan paylaşımları ele almak istedim. Bu konuda dikkat edilmesi gereken önemli hususlar var ve bunları sizlerle paylaşarak çocuklarımızın haklarını korumak, onlara güvenli bir gelecek sunmak için bir adım atmaya davet ediyorum. 

Çocukların kendi kararları değil! 

Sosyal medyada paylaştığınız görüntü/bilgi çocuğunuza, yani en değerli varlığınıza, ait olabilir. Ancak, bu size ait olmadığı için paylaşım hakkı da sizde değil. Bu paylaşımı yaparak onların haklarını ihlal ettiğinizi unutmayın. Neredeyse her iki ergenden birisi geçmişte yaptığı sosyal medya paylaşımlarından pişman olduklarını belirtmektedir. Durum böyle olunca, çocuklarınız hakkında yaptığınız paylaşımlardan sizin pişman olmanız ve çocuğunuzun ilerleyen yaşlarından bundan rahatsız olması azımsanmayacak bir ihtimal. İşte bu sebeple, çocuğunuz hakkında bilgileri nerede ve kimlerle paylaştığınızı bir kere daha gözden geçirin. 

Sizin için çok şirin bir görüntü, çocuğunuz için utandırıcı bir kare olabilir. Arkadaş gruplarında bu tarz paylaşımlar tahmin edeceğinizden fazla olumsuz tepki alıp çocuğunuzun zorbalığa maruz kalmasına sebebiyet verebilir. Bu tecrübelerin kısa ve uzun döneli yıkıcı etkileri olabilmektedir. Erken çocuklukta yaşananlar ileri yaşlardaki ilişkilerini etkileme ihtimali yüksektir. Ayrıca, bu tarz istenmeyen olaylar aile ile çocuk arasındaki güven bağını zedelemeye kadar gidebilir. Zaman zaman, bu tarz vakalarda stres bozuklukları, depresyon ve kaygı gibi sorunlara yol açabilecek uç örneklerle karşılaşılabilmektedir.   

Benzer şekilde, sizin için normal görünen bir bilgi, fotoğraf veya video çocuk istismarcılarına malzeme olabilir. Örneğin, sizin için çocuğunuzun siz evde yokken yalnız kalabilmesi, evden dışarı çıkabilmesi gibi onun hakkında yaptığınız olumlu bir paylaşım olabilirken kötü niyetli insanlar için bu bir fırsat olarak görülmektedir. Ne yazık ki, bu kötü niyetli kişiler – bunlara avcı da deniyor – sanal ortamlarda bu tarz bilgileri özellikle araştırmaktalar. Adresinizi, telefon numaranızı tanımlayacak bilgiler paylaşmanız da bu tarz kişiler için çok değerli bilgiler haline dönüşebilmektedir. Çocuğunuzun tam ismi, gittiği okul/kreş gibi bilgiler diğer paylaşacağınız özel bilgiler -hastalık, okuldan erken çıkma, tatile gitme vb.- benzer şekilde avcıların harekete geçmelerine imkân tanıyacak bilgiler olabilmektedir. 

Çocuklarınız hakkında paylaşım yapmak size mutluluk verebilir. Ancak, her paylaşımı yapmadan önce (1) çocuğunuzun hakları olduğunu, (2) onların sosyal ilişiklerini ve psikolojik sağlıklarını etkileyebileceğinizi ve (3) bu paylaşımlarla onların güvenliklerini riske atabileceğinizi unutmayın. 

Yazının Devamını Oku

Okullara kısa bir ara: Nasıl bir “tatil” yapmalısınız?

14 Kasım 2020
Sonbaharların ayrı bir güzelliği vardır. Ağaçlar yapraklarıyla bir renk şöleni sunar. Yemyeşil yapraklar sonbaharın bütün tonlarını bütün canlılığı ile gösterir.

Doktoramı bitirip Türkiye’ye döndükten sonra askerlik görevimi Artvin’de yedek subay olarak yaptım. Diğer meslektaşlarımla birlikte Mehmetçik Dershanesi kurup bir sene boyunca Artvin’deki ortaokul ve lise öğrencileri ile birlikte çalıştık. Hayatımdaki en güzel senelerden birisidir diyebilirim. Artvin’in doğası ayrı bir içine alıyor insanı. Renklerin en güzel halini bir Artvin sonbaharında gördüm diyebilirim. 

Bu sonbahar, COVID-19 bazı güzellikleri görmemizi engelliyor ama onu da insanlık tarihinin zorlu sayfalarına kaydetmeye az kaldı gibi. Ama mücadele devam ediyor ve bu mücadelede gevşemeye yer yok. Bu sene COVID-19’dan bağımsız olarak okullara sonbahar döneminde bir hafta ara verilmeye karar verilmişti. Bu verilen ara salgın için de önemli bir mücadele aracı olacaktır ama ben bu arayı eğitim açısından değerlendirmek istiyorum. 

Bir haftalık verilen bu araya özellikle “tatil” demek istemedim. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğündeki anlamlarından birisi “eğlenmek, dinlenmek amacıyla çalışmadan geçirilen süre” olarak geçiyor. Eğlenmek ve dinlenmeye itirazım yok ama “çalışmadan” geçirilen süreye itirazım var. Öğrenmek ile eğlenmek birbirinden aykırı kavramlar değil. “Eğlenirken öğrenmek” veya ”öğrenirken eğlenmek” ifadeleri de bana hep itici gelmiştir. Öğrenmek, bir insanın hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Öğrenme, can bedenle buluştuğunda başlar; çıktığında da biter. Öğrenmenin kendisi zevkli bir iştir. Öyle, onu şirin yapmak için oyunlaştırmaya, eğlenceler eklemeye gerek yoktur. Yeter ki, öğrenme arzusu bireyin kendi isteği ile ortaya çıksın. Biz eğitimcilerin görevlerinden birisi de bu arzuyu harekete geçirmek. Bu arzu harekete geçerse gaz tanelerinin bir kabın içinde deveran etmesi gibi devamlı devinir durur. 

Dinlenmek ise birçok zaman bir şey yapmamakla ilişkilendirilir. Halbuki, beynin dinlenmesi için yapılması gereken şeylerden birisi yapılan etkinliğin şeklini değiştirmektir. Bu prensip, aslında çok iyi bildiğimiz bir prensip. Eğitim tasarımlarında da dikkat edilmesi gereken hususlardan da birisidir. Çeşitli şekillerde karşımıza çıkabilir. Örneğin, 7/20 kuralı eğitimlerde kullanılan bir tekniktir. Her 7 dakikada bir katılımcıların yaptığı şeyleri, her 20 dakikada eğitmenin yaptığı şeyleri değiştirmesi gerekir temeli üzerine kurgulanmıştır. Buradaki 7 ve 20 sayıları elbette değişiklik gösterebilir ama temel bakış açısı şudur: Ataletin önüne geçmek için belirli zaman aralıklarında değişikliğe ihtiyacımız vardır. İşte dinlenmek de böyle yapılırsa çok daha verimli bir hayata geçiş yapma şansımız olur. Kitap okumaktan yorulduğunuzda fiziksel bir etkinliğe geçiş yapabilirsiniz. Okuduğunuz kitap tarzını değiştirmek de başka bir değişiklik önerisi olabilir. 

Gün sonunda öğretmenler ve öğrenciler bir haftalık güz arasına çıkıyorlar. Bu ara “çalışmadan” geçirilecek bir hafta olmaması gerekiyor. Öğretmenlerimizin bu haftada katılacakları seminerler var. Ama bu hafta, kendi belirledikleri alanlarda da kendilerini geliştirmeye devam edebilecekleri bir hafta olabilir. Sinema, tiyatro gibi etkinliklere bu sene gidemeyeceğiz ancak bunları veya birçok etkinliği sanal ortamda yapma şansımız var. Teknoloji bize bu imkanları sunuyor. Bu hafta sınıf olarak izleyeceğiniz filmleri belirleyin, okuyacağınız kitapları seçin ve haftanın ortasında öğrencilerinizle yarım saat de olsa video konferans yapın. Ama bu sefer ortak belirlediğiniz, öğrenmenin bin bir yolunu keşfedeceğiniz bir video konferans olsun. Öğrenmenin bir yolu olmadığını gösterin onlara. Bir hafta sonra buluştuğunuzda da herkes öğrenmenin bir yolunu paylaşsın sınıfta. Kışın da kartopu misali öğrenmenin yeni yolları çığ olsun hayatınızda. 

Eğlenerek, dinlenerek, öğrenerek ve çalışarak bir tatil yapın bu sefer.

Yazının Devamını Oku