Meltem Farah Aydın

Oruç, Otofaji; son yılların gençlik sırrı…

12 Mart 2024
Sevgili Hürriyet okurları… Bu hafta ‘5 Soru 5 Cevap’ta ‘Ramazan’ın insani değerlere katkıları nelerdir? Oruç tutmanın faydaları nelerdir? Ramazan’a felsefik olarak bakarsak bize neler katar? İftarda çok yemek yemeye felsefik açıdan baktığımızda oruç anlamını yitirir mi? Oruç tutan ve tutmayan kişiler birbirlerini yanlış olsa da yönlendirmeli mi?’ sorularına felsefik açıdan cevap arayacağız…

1-Ramazan’ın insani değerlere katkısı var mı?

Ramazan sadece oruç tutarak aç kaldığımız bir ay değil. Ramazan bir arınma dönemidir. Sadece insanın fizik bedenine değil, ruh bedenine, zihin bedenine de zarar veren her ne varsa bunlardan arınmaya niyet ettiğimiz bir dönemdir. Ramazan’da bize zarar veren bağımlılıklarımızdan arınmak için bir nevi inzivaya çekiliriz ya da arınma dönemine gireriz. Olanın değerini daha iyi anlamamızı sağlarken, yokluk yaşayanların halinden anlama dönemidir. En önemli erdemler yani değerler olan; saf kalplilik, saf niyetlilik, yardımseverlik, iyilikseverlik, şefkat, tok gözlülük, tevazu erdemlerini bolca hatırladığımız bir dönemdir. Bu açıdan da bakmamız insani değerlerimize katkı olup bilgelik ve aydınlanma yolunda yolumuzu kolaylaştırır.

2-Oruç tutmanın faydaları nelerdir?

Oruç yani Otofaji… Son yılların gençlik sırrı olarak değerlendiriliyor. Nöroloji Profesörü Mark Matson’a göre; uzun açlık veya oruç sırasında ‘Brain-derived neurotropic factor’ adı verilen hormonun salgılandığını gösterdi. Bu hormonun hücreleri rejenere (yenileyerek) ederek tedavi ettiğini gösterdi. Bu hormon Parkinson, Epilepsi ve Alzheimer hastalarında çok önemli bir rol üstlenmektedir. Hatta pek çok yayında Bipolar bozukluklarda da önemli bir rol üstlendiğinden bahsedilmektedir. Tüm dinlerde ve kadim bilgilerde oruçtan bahsedilmektedir. Oruç din, ırk, mezhepler ve inancına göre uygulayış şekli değişiklik göstermektedir. Oruç, hem ruhumuz için hem de bedenimiz için çok faydalıdır. 12-18 saat süren dini ya da arınmak, şifa maksatlı tutulan oruç sırasında şunlar olur; sirtüinler yani gençlik genleri aktive olur. Somatotropin yani gençlik hormonu salgılanır. Açlık 14 saati geçtiğinde otofaji başlar ve bu mucizedir. Otofaji; kendi kendini yenilemek demektir. Bir hücre organeli olan lizozomlar otofaji yapar. Yani hücrelerimizde bulunan eskimiş organelleri, DNA’sı bozulmuş proteinleri yer, enerji olarak kullanır ve yenilerinin yapılmasını sağlar. Yani dini seçimle ya da şifa sebebiyle her ne sebeple tutulursa tutulsun oruç şifalandırır.

3-Ramazan’ın felsefik olarak bize kattıkları neler olabilir?

En başta yardımseverlik ve iyilikseverlik erdemlerini hatırlarız. Olmayanın halinden anlamamız kolaylaşır. Tevazu erdemini hatırlarız, önümüze gelen yemek ne nitelikte olursa olsun kabul ederiz ve kalenderlik erdemimize de katkı olur. Diğerlerine şefkat duyarız. Tutan ve tutmayana karışmayarak kabul erdemi toplarız ya da koşulsuz sevmeyi öğreniriz. Olanla daha kolay yetiniriz tok gözlülüğü hatırlarız. Küfür, yalan ve yanlıştan uzak durarak nezaket, asalet, doğruluk ve dürüstlük erdemlerini toplarız. Ya da toplamaya çabalarız demeliyim. Tabii ne yazık ki sadece aç kalıp bunları aklından bile geçirmeyen de elbette olacaktır.

4-İftarda çok yemek yemek ya da aşırıya kaçmak felsefik açıdan Ramazan’ın tılsımını bozar mı?

Çok yemek yemek ya da aşırıya kaçmak, çok çeşit aramak ve abartmak… Bunlar orucun felsefesine taban tabana zıttır. Oruç, olamayanın halinden anlama, dengeyi bulma sanatıdır. Aşırıya kaçmak bedeni yorup zarar vereceği gibi aynı zamanda idrak etmemizi zorlaştırır. ‘Orta yol; Sıratı müstakiym’ her şeyde ve her alanda orta yolu, dengeyi bulmayı ifade eder. Dengeli yemek yemek, ibadette de dengeyi yakalamak, dengeli bir insan olmak asıl hedefimiz olmalıdır. Bu sadece Ramazan’a özgü olmamalıdır. Erdemli bir insan olmak hayatımıza yayılmalıdır. Ramazan’a sıkıştırılmış din ve dinin felsefesi nafile bir çaba olacaktır, aslolan hayatımıza almaktır.

Yazının Devamını Oku

Nazar üzerine

5 Mart 2024
Sevgili Hürriyet okurları... Bu hafta, ‘5 Soru 5 Cevap’ta; ‘Nazar nedir?’, ‘Nazardan nasıl korunurum?’ ‘Neden bazılarına çok nazar değer?’ ‘Nazara inanamazsak bize nazar değmesine engel olabilir miyiz?’ ‘Ya da nazar değeceğine inanırsak bize daha çok nazar değer mi?’ gibi soruları yanıtlayacağız...

1-Nazar nedir? Gerçekten nazar var mı? Yoksa biz mi olduğuna kendimizi inandırarak rahatlatıyoruz?

‘Nazar’ kelime anlamı olarak göz, bakma, fikir, bakış, dikkat, niyet, iltifat ile eş anlamlıdır. Arapça kökenlidir. Nazarın karşılığı Türkçe’de ‘kem göz’ manasına gelmektedir. Nazarın bilimsel olarak açıklaması yapılmamıştır ancak bilimsel olarak açıklanamayan pek çok şey parapsikolojinin alanıdır. ‘Tabii hayatta veya zihin hayatında bugünkü ilmi metotlarımızla açıklaması mümkün olmayan olaylara metapsişik veya parapsikoloji denir.’ (Osmanlı Pazarlı, Din Psikolojisi). En basit anlamda nazar bir enerjidir. Enerjiye ise inanmamak mümkün değildir. Kuantum fiziğinde ve bu alanda yapılmış pek çok deney bize enerjinin varlığını ve gözlemci etkisiyle enerjiyi etki altında bırakabildiğimizi kanıtlamıştır. Nazar da bu şekilde işler, gözlemci enerjiyi dönüştürür. Elbette ki nazara inanmak ve bunu tekrarlamak hayatımızda nazarı yaratmamıza da neden olur. Bu inançla kişi ne yazık ki kendine bu enerjiyi çeker. Nazar geçirmez olduğuna inanan ve bunu yineleyen kişiye ise kolay kolay nazar değmez çünkü bilinçdışıyla buna engel olur, çekmez.

2-Nazardan nasıl korunurum? Nazarı engellemek ya da bundan arınmak mümkün mü?

Nazardan korunmanın en temel prensibi elbette ki dualardır. Kişi kendi inanç sistemine göre ismini nasıl öğrendiyse ‘Allah, Yaradan, Yaratıcı, Evren, Enerji...’ Kişi kendi inanç sistemi, mezhebi, dini kapsamında tüm yaratılmışı Yaradan’a sığınarak temelde yüzde 100 korunur. Ancak kişi buna rağmen yine de nazar değeceğine ya da değebileceğine, kem gözlere geleceğine inanırsa bir açık kapı bırakır. Bu açık kapı nedeniyle nazar değebilir. Çünkü bilinç dışı yüzde 100 nazara geçirmez olduğuna ikna olmamıştır. Ne zaman yüzde 100 nazara geçirmez olduğuna ikna olursa tabii ki hayatında da bilinç dışıyla bunu seçecektir.

3-Neden bazılarına nazar daha çok değer?

Kimileri bunu yıldızı düşük olarak tanımlasa da bu benim alanımın dışında kalır. Ben enerjitik olarak bakacak olursam nazar basitçe bir enerjidir. Göz, nazar, büyü, haset, psişik kanca yani değerlerinin bizim hakkımızda konuştuğu olumsuz cümleler, psişik saldırı yani diğerlerinin bize gönderdiği öfke enerjisi bunların tamamı hizmet etmeyen enerjilerdir. Bize hizmet etmeyen enerjileri çekebilmemiz için bu düşük frekansta olmamız gerekir. Bu tabii ki keskin bir kural olmamakla birlikte genelde hal böyledir. Frekansımızı düşürdüğümüzde benzer enerjileri çeker hale geliriz. Eğer biz haset eder, dedikodu yapar, öfke enerjisi gönderirsek bir boru hattı gibi enerjiktik bağ kurarız; bu bağ kurduğumuz kişiden de bize olumsuz, hizmet etmeyen enerji akışı olur. Tabii ki bazen de ansızın bu enerjilere çarpılmış olabiliriz. Nazar değeceğine inanmak kişiyi bir nazar mıknatısı haline getirir. Nazara geçirmez olduğuna inanmak ise nazardan korur, bu temel kuraldır. Kişinin tamamen nazara geçirmez olduğuna inanması ise tamamen onun ‘Yaratan’a sığınmasıyla olur. Çünkü yüce yaratıcının koruması yüzde 100 ve tamdır, şüpheye yer yoktur.

4-Sadece haset bakanların mı nazarı değer yoksa bizi sevenlerin de nazarı değebilir mi?

Bilimsel olarak gösterilememiş olsa da nazara bir enerji gözüyle bakmamız gerekir. Biz bir enerjiyiz. Biz atomlardan oluştuğumuz için temel yapımız enerji, biz hareketli bir enerjiyiz, masa ise durağan bir enerji nazar da haset de bunlar gibi basitçe bir enerji... Bu açıdan bakıldığında gönderenden değebilir. Dinimizde ve geleneksel bakış açısında da böyledir. ‘En çok sevenin nazarı değer’ denmesinin sebebi de budur. Konu çok sevdiği, sakındığı için sakındığının gözüne çöp batması halidir. Kişi korkularıyla hayatında istemediklerini, korktuklarını, kaygılandıklarını çeker. O yüzden kişi kendi ruhuyla, bilinç dışıyla çalışmalı ya da destek almalıdır ki bu hizmet etmeyen korkularından arınsın yoksa korkular bilinç dışıyla çok çekici hal alır.

Yazının Devamını Oku

Affetmek

27 Şubat 2024
Sevgili Hürriyet okurları… Bu hafta ‘5 Soru 5 Cevap’ta, ‘Affedemediklerimiz, kızgınlıklarımız ve kırgın olduklarımızdan kendimizi nasıl kurtarırız?’, ‘Neden affedemiyoruz?’, ‘Kendimizi affetmek neden bu kadar zor?’, ‘Kendi kızgınlıklarımızdan ötürü çocuklarımıza kızgın olmamızın nedenleri nelerdir?’, sorularını cevaplandırmak, sevgiye dönüştürmenin bizi hafifleteceğinden bahsedeceğim…

1-Bizim canımızı bile isteye yakan ve hayatı bize zorlaştıran insanları affetmek zorunda mıyız?

Aslına bakarsanız ‘affetmek’ çoğu zaman yanlış algılanıyor. ‘Affetmek’ olan biteni sineye çekmekle, kendini, alanını korumadan yaşanmışlıkları tamamen unutmakla karıştırılıyor. Affetmek; hafiflemektir. Affetmek; olan biteni, yaşanmışlıkları aklının bir köşesinde tutarak kendini kin, nefret, öfke, kızgınlıklardan serbest bırakmaktır. Affetmenin temelinde, yaşanan deneyimdeki derse odaklanmak vardır. Kişi kişinin aynasıdır, diğerleri bizim yansımamızdır. Bazen bizdeki dönüşmesi, değişmesi gereken, eksik parçalarımızı yansıtır, yansıtır ki fark edip tamamlayabilelim. Akıllıca olan affederek akılda tutmaktır.

2-Kin duyduğum kişiyle küs kalmak beni çok yoruyor ve üzüyor ama yine yaptıklarına devem etmesi korkusuyla barışamıyorum, sanki kendimi korumak için küs kalmak zorundayım, başka bir çözüm yolu var mıdır?

Kin, nefret, öfke, intikam ve küs kalmak bizim enerjimizi hortumlar. Kin besleyerek ve küs kalarak kendi, enerjimizden hediye ediyoruz. Ayrıca kin duyarak frekansımızı düşürüyoruz ve benzer olayları çekmeye başlıyoruz. Bunun için kesin çözüm elbette ki barışmak… Barışmak ve aynı zamanda alanını, haklarını, mesafeni korumayı öğrenmek. İlişkide mesafe doğru yönetilemezse sınır ihlalleri kaçınılmazdır. Kendi yakın çevremizden çıkarmalı, orta çevreye ve hatta bazen de uzak çevreye almalıyız. Yani bazıları sadece bir tanıdık olarak kalmayı hak ederler.

3-Beni kızdıran ve yoran her zaman çocuğumuzsa ne yapmalıyız?

Çocuklar kendi başlarına sorunlu kişilik olmazlar. Onları biz yetiştirdiğimize göre bizdeki eksik parçaları yansıttıkları kesin… Çocuklar ve bebekler bizdeki gergin enerjiyi yansıtırlar. Biz gergin oldukça onlar da gerilir, şartları zorlarlar. Kurallar ihlal edildikçe de alanı genişletmeye ve her zaman esnetmeye çalışırlar. Esnemek güzeldir ancak çocuğun yetişirken bazı kuralların da esnememesi gerekir. Kendi disiplinimizi koyarak onun kendi öz disiplinini yaratmasına yardımcı oluruz. Cezaya asla inanmadım ancak bedel ödetmek bazen gereklidir. Yaptıklarının sonuçlarına katlanmalı, bunu ebeveyn her zaman şefkatle ve net bir şekilde yapmalıdır. Ve her şeyden önemlisi… Çocuğumuzda neye kızıyorsak sebebi biziz. Çocuğumuzda neye kızıyorsak bizim kendimize bakmamız gereken alanı işaret ediyor.

4-İnsan bazen en çok da kendine kızgın oluyor, hatalarına, yanlış seçimlerine… İnsanın kendini affetmesi nasıl mümkün olur?

İnsan diğerlerine şefkatli olsa bile bazen kendine şefkat göstermeyi bilmiyor ya da atlıyor. Öz şefkat en önemli erdemlerden, diğerlerine şefkatli olup onların hatalarına karşı toleranslı olsak bile kendimize tolerans göstermeyip, kendimize katı kalıp ve hatta kendimize kızgın olabiliyoruz. Öz şefkat aynı zamanda kendi hatalı alanlarımıza, hatalarımıza, eksik yanlarımıza, yanlış seçimlerimize rağmen kendimizi sarmaktır. Tüm bunlara rağmen kendimizi koşulsuz sever, şefkat gösterir, sarar ve kapsarsak ‘daha iyi bir ben’e dönüşürüz. Yoksa kendimizi baltalamaya devam ederiz.

Yazının Devamını Oku

Koşulsuz sevgi

20 Şubat 2024
Sevgili Hürriyet okurları... Bu hafta, ‘5 Soru 5 Cevap’ta ‘Koşulsuz sevgi nedir?’, ‘Kendimi koşulsuz nasıl severim?’, ‘Koşulsuz seviliyor muyum?’ sorularıyla farkındalık yaratmak istedim...

1-Koşulsuz sevgi nedir?

Koşulsuz sevgi, tüm yaptıkları ya da yapmadıkları ile saygı duymak ve olduğu haliyle kabul etmek, karşılık beklememek demektir. Koşulsuz sevgi hem kendimize karşı hem diğerlerine karşı şart ve koşul öne sürmeden olduğu haliyle sevmektir. Kişi hata yapsa da ya da yapması gerekeni yapmasa da olduğu haliyle kabul etmek ve sevmektir. Olduğu haliyle sevmek... Değişmesi dönüşmesi için zorlamamak sadece rehberlik ederek olduğu haliyle kabul ederek sevmek...

2-Bazen diğerlerine sevmek kolay geliyor peki kendimizi nasıl koşulsuz sevebiliriz?

Diğerini sevmek inanın bazen çok daha kolay... Şefkat en önemli erdemlerden biri, öz şefkat ise kendi hatalarımıza karşı da kendimizi kapsamak ve hoşgörülü olmaktır. Öz şefkatli hatalarımızı, eksiklerimizi, yaptığımız ve yapamadığımız şeylere rağmen her halimizle kendimizi sevmek... Tabii kendimizi sevmeyi en başta ebeveynlerimizden 0-7 yaşta öğreniyoruz. 0-7 yaşta koşulsuz sevilmeyen birey ne yazık ki kendini sevmede şart koşul belirliyor çünkü ailede bu şekilde öğreniyor. Diğerlerini sevmek kolayken insanın kendini sevmesi zorlaşıyor kişi kendine mükemmeliyetçi ve katı yaklaşıyor. ‘Ancak mükemmel olursam sevilirim, başarılı olursam sevilirim, sorun çıkarmazsam sevilirim, ailemin istediği gibi olursam sevilirim’ ön koşullarının tohumları 0-7 yaşta atılıyor.

3-Kendini koşulsuz sevemeyen kişi diğerlerini, eşini, partnerini, çocuklarını koşulsuz sevebilir mi?

Ne yazık ki hayır. Kişi sevmeyi öğrenmeye kendini severek başlar. Kişi ancak kendini koşulsuz sevdiğinde diğerleri onu koşulsuz sevebilir. Eğer sevgi konularında sorunlar yaşıyorsak bunun temelinde kendimizi sevmeyi bilemiyoruz, kendimizi koşulsuz sevemiyoruz demektir. Kendimizi ne kadar koşulsuz sevmeye başlarsak hatalarımızı hoş görerek bunları şefkatle dönüştürerek kendi öz saygımızı artırır ve kendimizi koşulsuz severiz. Kendimizi sevmeye başladıkça diğerleri de bizi sevmeyi bizden öğrenecektir ve enerjik olarak bizi koşulsuz seven mesela değer veren insanları çekmeye başlarız.

4-Kişi sürekli sevgi konularında sorun yaşıyorsa, tekrar tekrar bizi üzen, sevmek için koşul ortaya koyan bizi yoran ilişkileri kendimize çekiyorsa burada neyi görmeliyiz?

Yazının Devamını Oku

Bilinç dışı...

13 Şubat 2024
Sevgili Hürriyet okurları... Bu hafta 5 Soru 5 Cevap’ta bilinç dışı konusunu ele almak istedim...

1-Bilinç dışı ve bilinçaltı ikisi de kullanılıyor hangisi daha doğru?

Freud bakış açısında olan kişiler genelde ‘bilinçaltı’nı kullanırken benim gibi Carl Gustav Jung ekolünü benimseyenler ise ‘bilinç dışı’nı kullanır. Aslına bakarsanız doğru çeviri ve doğru kullanım ‘bilinç dışı’dır. Bilincin dışı vardır.

2-Bilinç dışı ve bilinç bizi nasıl etkiliyor?

Bilincimiz hemen altında bilinç dışımız ve daha altında kollektif bilinç dışımız var. Bilincimiz yüzde 3’ümüzken bilinç dışı ve kolektif bilinç dışımız bizim yüzde 97’mizdir. Hayatımızda aldığımız kararlar, verdiğimiz tepkiler, hislerimiz bilinç dışımızın yansımasıdır. Yani farkında olmadan yaptığımız çoğu şeyden bilinç dışımız sorumludur.

3- Bilinç dışımızda yüklü olanlar hayat boyu mu yükleniyor yoksa bahsedildiği gibi çocukluğumuzda yaşadıklarımızla mı oluşuyor?

Bilinç dışı kayıtlarımızın yüzde 85’i 0-7 yaşta kayıtlanıyor. Yüzde 70’i ise 0-3 yaşımızda kayıtlanıyor. Yani zannedilenin aksine erken çocukluk dönemi, bebeklik ve anne karnı kayıtlarımız bilinç dışımızın tamamına yakınını kapsıyor.

4- Bilinç dışı kayıtlarımızı nasıl fark ederiz? Yani bir kısmı muhakkak bizim için iyi iken, bizi zora sokan, bizi yoran, üzen olaylardaki kayıtlarımızı nasıl fark ederiz?

Yazının Devamını Oku

Bilin istedim...

6 Şubat 2024
Sevgili Hürriyet okurları... Artık her hafta sizlerle bu köşede farklı konularla buluşacağız. Sizden gelen sorularla, merak edilenlerle, öne çıkanlarla yeni ufuklara yelken açacağız...

İşte bu hafta sizlerden gelen 5 soru 5 cevap.

1- “Hayatımız bilinçdışımızın yansıması” deniyor, bunun gerçeklik payı var mı?

Bilinçdışımız, bizim anne karnı dahil olmak üzere çocukluğumuza dair hizmet eden ve hizmet etmeyen, bize engel olan kayıtlarla doludur. Hatta bu kayıtlar sadece bize ait değildir. Bizim atalarımızın ve genetik bağımız olan atalarımızın ve hatta kolektiften de kayıt alır. Yani tanımadığımız çoğunluktan da kayıt alıyoruz. Bilinçdışımız zannedildiğinden çok daha karmaşık kayıtlarla doludur. Hizmet etmeyen kayıtlar, bize engel olan kayıtlar da işler ve kayıtlanır çünkü bilinçdışımız faydalıyı zararlıdan ayırt edemez. Çok sık tekrarla, travma, drama, anı ve şoklarla bilinçdışımız hizmet etmeyen kayıtları kaydeder.

2- Son yıllarda beraber olduğum kişiler beni değersiz hissettiriyor, sanki bir araya gelip anlaşmış gibi... Ve bu artık benim için dayanılmaz bir hâl aldı, bu nasıl değişecek, değişir mi?

Bu kader değil... Tekrar tekrar aynı sorunu yaşıyorsanız, ismi değişiyor, davranış değişmiyorsa bu bizim bilinçdışı kayıtlarımızla ilgilidir. Biz bilinçdışımızda değersizliğimizle ilgili kayıtlar taşıyorsak diğerlerinde bu yansır. Tıpkı bir ayna gibi düşünün, diğerleri bizim inançlarımızı yansıtıyor. Derin tasavvufta da böyle, ekolünü benimsediğim Jung’a göre de böyle ve bilinçdışı teknikleri de bu duruma bu açıdan bakıyor. Diğerleri bizim yansımamız. Ve bana güvenin bunu fark ettiğinize göre dönüşümünüz başlamış, eğer dipte olsaydınız bunu fark etmeyecektiniz bile... Her zaman söylediğim gibi; farkındalık sorunun yüzde 50’sini çözüyor geri kalan sizin elinizde. Değişim cesaret ister...

3- Uzun zamandır immün sistem hastalığı ile baş etmeye çalışıyorum, hastalıkların temel sebebinin duygusal konular olduğunu okudum, immün sistem hastalığı neden olmuş olabilir? Aslında çok iyi bir yaşantım var, bir duygusal travma da yaşamadım, sebebi bilmek çözüm olabilir mi?

Her hastalığın altında birikmiş bir duygusal hafıza vardır. Bu duygusal hafızalar bedenin ilgili bölümlerinde hafızalanır ve çözülmezse hastalıklara yol açabilir. Elbette ki ben de temelde bir sağlıkçı olarak doktor kontrolünde olmanızı ilaç ve gerekli tüm tedavilerinize önemle devam etmenizi tavsiye etmekle beraber bu spiritüel bakış açısından fayda göreceğinizden eminim.

Yazının Devamını Oku