Bahar gibi bir hafta sonu

Adına ne derseniz deyin bir bahar havası yurda hakim. Sabah saatlerinde sis olmasa, yer yer yaz tadında bile diyebiliriz.

Ancak yurdun büyük kısmında havanın açmasını, güneşin görülmesini, sıcaklıkların bahar değerlerine çıkmasını sağlayan sistem aynı zamanda gece ayaz oluşturup sıcaklıkları aşağı çekiyor.

Gündüz ısındığımız kadar gece de serinliyoruz. Bu durumda da iç bölgelerde yoğun olmak üzere sis oluşuyor. Sis hem trafiktekileri, hem de astım hastalarını etkiliyor. Astım hastalarına sisin aslında hava kirliliğinin de bir göstergesi olduğunu hatırlatıyoruz. Yolda olacaklara da sisin yapışkan bir yapısı olduğunu, özellikle soğuk yüzeylere yapışarak görüşü düşürmenin yanında zemini de kayganlaştırdığını söyleyelim. Yani sisli sabahlarda lütfen biraz daha dikkat.

Bu arada sis yalnızca haritada sis sembolünü gördüğünüz yerlerde değil, sabah saatlerinde Marmara ve Ege’de de bekleniyor. Sis yüksek basınçlı, yani havadaki hareketin az olduğu günlerde meydana gelir. Böyle günlerde kirleticilerde dağılmadan havada asılı kalır. Bu nedenle sisli günlerde açık havada yapılan sporlar ile akciğerleri iyice açıp bu kirleticileri alveollere kadar yollamayın. Kasımın 5-6’sına kadar sıcaklıklarda kayda değer bir düşüş yok. Sonrasında düşüş ihtimali var ama şu an büyük değerlerde görünmüyor.

METEOROLOJİK CAN KAYBI 230 BİN

Bundan birkaç yıl önce yazılarımın birinde "Birleşmiş Milletler’in yaptığı bir açıklamaya göre her yıl meteorolojik nedenler ile ortalama 150 bin kişi ölüyor, bu tarihteki ve halihazırda günümüzde devam eden savaşların getirdiği kayıplardan kat ve kat daha fazla" diye bahsetmiştim. O gün telefonlarım durmamıştı, her yayın kuruluşu bir şekilde bunu haber yapmak, konu ile ilgili ya röportaj yapmak ya yayınlarına konuk almak ya da konuyla ilgili bilgi almak istiyorlardı. O günden bugüne ne değişti biliyor musunuz? 2008’in bitmesine daha 2 ay var, bu an itibarıyla meteorolojik etkilerle kaybedilen can sayısı 230 bin. Bu insanların 130 bini Myanmar’daki kasırgada yaşamını yitirdi. Toplamda ortalamanın 80 bin üzerine çıkmış, yani kayıpta yüzde 50-55’lik bir artış olmuş. Ve inanın her geçen gün kayıpların artmasıyla ortalama da yükseliyor. Ve yaşamın sürati bize bu durumu kanıksatıyor. Niye kanıksatmasın? Savaşları Hollywood filmleri gibi televizyondan canlı canlı izlediğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Hayat öyle hızlı akıyor ki, artık dünyanın bir yerinden bin, başka bir yerden 10 bin ölü haberini almak bize doğal gelir oldu. Ancak sularımız gitmeye başladığında bir şeylerin yolunda olmadığını düşünüyoruz.

KUZEY AVRUPA GENİŞLİYOR

İşin şöyle bir kötü yanı da var. Atmosferde meydana gelen değişiklikler iklimleri değiştiriyor, bir anlamda meteorolojik etkiler sonucu verimli hale gelen topraklar yer değiştiriyor. Aynen yer kabuğunun depremlerle sürekli yenilenmesi gibi. Ancak bu verimli toprakların yer değiştirmesi sonucunda verimli toprağa sahip olan ülkeler bu değişime karşı tedbirleri destekleyecekler mi, bilinmez. İkinci kötü yanı bu iklim değişimi sonucu yer değiştiren verimli topraklar fakir 3. dünya ülkelerinde olmayacak. Yağış alan ve güzel yağış alan topraklar daha çok Kuzey ülkelerine doğru genişliyor olacak. Anlayacağınız bu değişim sonucunda suya, gıdaya, barınağa ihtiyacı olan insan sayısı her geçen gün artıyor.

Dünyanın ekonomik çöküşüne parasal operasyonlarla çare aranıyor. Yani ekonomi, parayla kurtarılmaya çalışılıyor. Ya atmosfer çöktüğünde, Myanmar’lar, Katrina’lar, Ike’lar arttıkça ne yapılacak, fırtınaları da parayla durdurabilecek miyiz? Bildiğim kadarıyla fırtınalar dünyasında paramız geçmiyor...
Yazarın Tüm Yazıları